Yarim Haziran – Can Dündar

10 08 2007




Dünya’nın En Duygusal Klibi

10 08 2007




Hüznün sevinci

9 08 2007

Sana gitme kal demek isterdim

İsterdimki üzerimde o hakkım olsun

Ama ne sana kal diye bileceğim

Nede o hakka sahip olabileceğim..

 

Niye o zaman bu ızdırap

Niye o zaman bu bekleyiş

Madem biliyo bunu kalbim ,o zman niye bu hüzünlü bekleyiş

 

Biliyodu, ne sana kal diyebilirim ,ne de kalabilirim ..

Yani o biliyodu aslında ikimizde gitmeye mahkum

Giderkende hüzünle kalmaya …

 

 

Şimdi geride kalan bi o vardı yanımda. hüzün …

Olsun diyordu olsun

Gidişinle hatırladığı ,kalmadığıyla yaşadığı bi ovardı işte

 

Olsun diyordu en azından bi o olsun ..

 

olsun diyordu belki yine gelir ,ve yine gidersin

Ardında kalan  hüzünle

Ve ben yine beklerim seni

Hüznün bıraktığı buruk sevinçle …….

 

Kalbim! ne saçma duygular içinde kıvranıyosun

Saplanan  her sancı bıcağıyla,onulmaz yaralara yelken açıyosun

Okyanısların ardında kalan bir yere bile ulaşılabilir

Ama sen bile bile ulaşılmazlara savruluyorsun

Savur şimdi deli rüzgar uçabildiği kadar uzak hayallere

Ulaşamıcağı  kadar ütopyalara

Savur şimdi savur ki oralarda biryerlerde savrulup gelenler olabilir .

Anlaya bilirler şimdi onu

Onun hislerini belki onlar onarabilir belki ,beklide onun gibi

Bir hayal kurana daha rastlaya bilir hatta ulaşmak isteğine oralarda rastlayabilir….

Sonra bir soru şimşek gibi ok gibi beyninde ..

Beklide o ulaşılmazlığıydı  sevdiren

Beklide aslında hayaliydi ona mutluluk veren

Ya onu bulduğunda böyle çarpmazsan ,sızlamazsan

Ya onunla tanıştığınız an kadar heycanlanmazsan

O zman ne anlamı olur ,kavuşmanın .

O zaman sen onun yokluğunda onu sevmeyi bildin

Şimdi öyle kal kalki .ihtimallere fırsat vermeyesin .hayaliyle yakaladığın mutluğu sakın ha

Silmeyesin

Sana kalan yokluğun hüznüyle  mutlukla  yaşayasın ……





Kendime Seni Biriktiriyorum

9 08 2007

Birkaç satır düşüyor gözlerime tonlarca ağırlığıyla. Ağırlığının altından kayıp çıkmak ve kelimelerin içini açmak bana düşüyor. Her kelime bir ruhun tanımı bir ruhun duyguları ve görünenin dışında yüklenen her anlam binlerce muamma. Bir kelime kaç harften oluşmuşsa her harfi koyup aklımın cebine gezdiriyorum.  Olsun diyorum cebimde dursun ağırlığı ve sıcaklığı kalbimi ısıtsın. Kalbimin bir yanında ayrılmış koltuğuna oturtuyorum gün gelecek kalkıp yerinden olması gereken yerde bir manayı tamamlayıp bana bir şey anlatacak.
Şimdilik bekliyorum ve bir koleksiyoncu gibi tüm kelimelerini biriktiriyorum. Özenle her biri için bir yer seçiyorum, yerini ve zamanını aklıma yazıyorum.

Senden uzak yakınlığımda senden gelen en değerli merhabalarımla anılarımın büyülü duvarlarını örüyorum. Bir kelime kımıldasa yerinden bir hafif rüzgar gibi esse kalbimin üzerinden o duvarları kol kanat gibi sarmış sarmaşıklardaki goncaların baş döndürücü kokusuyla irkiliyorum. Anılar geçmişten kopup an gibi geliyor gözlerime. Geçmiş ve gelecek bir rüya o an ve gözlerimde. İçimdeki duvarların binlercesini görüyorum aklıma dikilmişler ve yüreğime bir kör kuyu gibi hendekler dizmişler. Her şeye rağmen bir umut çiçeği küçük bir saksıda güneşsiz ve aysız bir karanlıkta. Yaşama dair bir umut. Çocukluğumdan gençliğimden ve geleceğimden kalma bir umut. Sen bir umudun toprağına katılmış karıştırılmış bir can suyu. Karşılaşmamız bir ilahi yazgıda duaların birkaç satırıyla yazılmış bir yön tabelası. Evimi gösteren resimlerin çizdiği anayol başındaki büyük ayrımın kırmızı renkli rüzgarı.

Ağır işleyen bir zaman akıyor şimdi buralarda. Ağırlığına duyduğun telaştan tüm kaygılarım. Geç akıyormuş hissinin yüreğimin ayaklarına takılmasından tüm telaşım korkularım. O büyük duvarların ardına zıplamak için tüm kelimelerle baş etmek için bunca savaşım ve yorgunluğum. Geç kalmak istemiyorum ve umut adı verilen yaşam gücünün yorgunluyla dirilmek için diriltmek için savaşıyorum. Bir savaş alanın kanlı renginde tüm duygularım ama kan kayıplarımdan yeni bir hayat çıkarmak için ne senden kaçabiliyorum ne de yanında kalabiliyorum. Cevaplarını aradığım bir ömrün yolunda karşılaşmış olmamızı hep hayra yorup altında saklı olanları bulmaya çalışıyorum. Karışık bir bilmece gibi görünse de aslında basitliğinde saklı olanı görmek için gecelere gözlerimi açıyorum. Ne yazık işte tüm basitliğine rağmen ben karışık bir düğüm gibi kalıyorum. Tek tek çözmeye uğraştıkça kendi kalabalığımda boğuluyorum.

Bir mavinin dizlerinde oturup bir zümrüt rengi masalda ömrümü dinlemek istesem de bir masal olan bu ömrü bana anlatacak kimse yok biliyorum. Kendi anlattıklarımda kendimi bulmak ve aşk ın billur kanatlarında bir tutam tüğ olmak umudumu tutunup direniyorum.                               

                                     Sen sevgili ;

uzaklardan bıraktığın her satırda kendini saklıyorsun ve ben her kelimede şimdilik kendimi biriktiriyorum.





MUM GECE VE SANDAL

9 08 2007




Gözlerimdeki hüzün damla damla akarken bu kente, gökyüzüm şimşek şimşek çakmakta ve bir yıldız daha kaymakta her şeyden habersiz.
Gecenin mumu erirken an ve an, ben karanlığa kavuşurken sessiz sedasız, aramaktayım senin ihanet dolu bakışlarını her şeye inat…



Yine…
Yeniden….
Defalarca kanayarak..…

Görüyor musun yar?

Bir sandal açılmakta şimdi tek başına, içine koca umut parçalarımı doldurmuş gitmekte,
Kaybolmakta bilinmezliğe…
Kalbimin kırıkları kan kırmızı rengin içine gömülmekte çığlık çığlığa…
Yollarına sermişim hepsini, gelirsen kanasın diye dört bir tarafın,
Vazgeç diye gelmekten her tarafa dökmüşüm gümüş rengi cam parçalarını…

Anla ve gelme…
Gelme yanmasın canın.…
Yanmasın canım daha fazla…

Sen giderken usulca,
Ellerinin kokusunu son kez çektim ciğerlerime sen farkında olmadan…
ihanetinin acımtırak tadı yaktı boğazımı, tam o anda şeytanın kahkahalarını duydu kulaklarım, karanlığın en korkutucu zamanlarında…

O anda anladım şeytanın egemenliğine girdiğini…
O zaman anladım senin çoktan gittiğini…

Anladığım anda kaçtım…
Sana doğru koşarken kaçtım, senden kaçmaya başladım…
Yollarına serdiğim kırıklara takıldı ayaklarım…
Acım arttı, acım fazlalaştı…
Kanayarak kaçtım…

Gözlerimdeki hüzün damla damla akarken bu kente, kan kırmızıya boyandı tüm deniz…
Bir sandal gitmeye başladı bilinmezliğe…
Gecenin mumu erirken, yıldızlar düşmeye başladı bir bir sandalın üzerine…
Cehennemin ateşi yakmaya başladı yüreğimi…
Ben seni ararken, şeytan son kez baktı gökyüzüne…

Fırtınanın ortasında kalakaldım bir başıma…
Şeytanın nefesi batırdı umut dolu sandalı ve sen…
Sen yine, yeniden dönmeye başladın karanlığıma…

Dört bir yanım kanamaya başladı…
İhanetinin acısı sardı her tarafımı…
Her bir zerrem dolmuşken seninle…
Ben seni bıraktım…
Kendimi yollara attım…
Yıldızlar serildi önüme…
Yine de senden kaçtım…
Kaçarken tekrar tekrar seni aradım…

Gözlerimdeki hüzün damla damla akarken bu kente, gökyüzüm şimşek şimşek çakmakta ve bir yıldız daha kaymakta her şeyden habersiz.
Gecenin mumu erirken an ve an, ben karanlığa kavuşurken sessiz sedasız, aramaktayım senin ihanet dolu bakışlarını her şeye inat…

Yine…
Yeniden….
Defalarca kanayarak.. 








Follow

Get every new post delivered to your Inbox.